“Böyle Hissediyorum, Öyleyse Doğrudur”: Emokrasi Çağında Hakikati Savunmak

Siyaset bilimi okurken demokrasiyi kurumlar, temsil, katılım, çoğulculuk ve kamusal tartışma üzerinden düşünmeyi öğrendim. İletişim eğitimi ise insanların kararlarını yalnızca bilgiyle değil, duygularla verdiğini öğretti. Bugün bu iki alanın kesiştiği yerde giderek daha fazla karşıma çıkan bir kavram var: emokrasi.
Svend Brinkmann, “Deneyim Toplumunda Hayatta Kalmak” kitabında çağımızın kişisel deneyime verdiği ayrıcalığı sorguluyor. Kendi hislerimize, deneyimlerimize ve iç dünyamıza giderek daha fazla dönüyor; hatta zaman zaman bunları dış dünyayı algılayıp değerlendirdiğimiz nihai ölçüte dönüştürüyoruz. “Ben böyle deneyimledim” ya da “bana böyle hissettiriyor” dediğimizde tartışmanın bittiğini varsayıyoruz.
Oysa bu eğilim kanımca kamusal alana taşındığında hiç de masum değil.
Duygular, siyasetin her zaman parçasıydı. Umut, korku, öfke, aidiyet; toplulukları harekete geçiren en güçlü kuvvetlerden... Sorun duyguların siyasette var olması değil. Sorun, duyguların olguların ve muhakemenin yerine geçmeye başlaması.
İletişim teknolojileri de tam burada devreye giriyor. Bugünün iletişim ekosistemi en doğruyu, en nüanslıyı ya da en iyi gerekçelendirilmiş olanı değil; çoğu zaman en güçlü duyguyu yaratanı ödüllendiriyor. Öfke daha hızlı dolaşıyor, korku daha fazla dikkat çekiyor, aidiyet daha kolay mobilize ediyor. Karmaşık meseleler birkaç kelimelik sloganlara; insanlar ve fikirler ise hızla “biz” ve “onlar” kategorilerine dönüşüyor.
Böyle bir ortamda demokrasi biçimsel olarak varlığını sürdürürken demokratik muhakeme zayıflayabilir. Çünkü ortak bir gerçeklik zemini olmadan fikir ayrılığı yürütmek giderek güçleşir. Hisler tartışılamaz; ama hislerden çıkardığımız sonuçlar tartışılabilir olmalı.
Belki de bugün savunmamız gereken şey duygusuz bir kamusal alan değil. Tam tersine, duygularımızı tanıyan ama onları hakikatin yerine koymayan bir iletişim kültürü.
Brinkmann’ın açtığı yerden bakınca benim için mesele biraz da burada düğümleniyor: Deneyimimiz değerlidir ama gerçekliğin tamamı değildir. Hissettiğimiz şey gerçektir; fakat yalnızca hissetmiş olmamız, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Ve belki demokrasi, tam da bu ayrımı koruyabildiğimiz sürece demokrasi olarak kalabilir.

Yorumlar